28 Nisan 2011 02:51
boubou
boubou
ayaz
6 yaşında
dişi

Ölen Dosta Mektup

Arkadaşlar internette gezerken bir sitede rastladım uzun zamandır ağlamıyordum ve ağlatacak bir canlınında var olduğuna inanmıyordum.Meğerse 3 senedir benimle birlikte olan güzel kızımın bir gün öleceğini düşündükten ve bu arkadaşımızın yazdığı mektubu okuduktan sonra kendimi tutamadım saatlerdir ağlıyorum.Yüreğinde sevgisi olan herkes duygulanacaktır mutlaka...


2 haziran 1994 günü seni ilk defa gördüğümde kahverengi, yumoş, minnacık bir şeydin.

sonrasında, belki de o güne kadar olan yaşamımda ciddiye alınacak ilk sorumluluğum oldun.

ve hayatıma girdin…

bana ve çevremdeki pek çok kişiye duraksamadan ve vazgeçmeden inatçı bir öğretmen edasıyla sevmeyi öğrettin. öyle neşeli, öyle haylaz ve öyle yaramazdın ki. sana kızmak mümkün değildi…

ve seninle birlikte olduğumuz her anı dolu dolu yaşadık.. denizde yüzdük.. karda yuvarlandık.. yağmurda koştuk.. çamurlara bulandık.. çadırda yattık.. müthiş güzel yemekler yedik.. ve evet azda olsa birlikte kafa bile çektik…

arabayla gittiğim hemen her yolculuğumda yanımda oldun.. belki iyi bir muavin değildin.. hatta yolculuklarda gecenin ilerleyen saatleri olduğunda, kızım hadi şöyle bi hav yapta uykumuz açılsın dediğimde sen gözünü bile açmazdın… tüm rehavetinle uyumaya devam eder, hatta horlardın bile... bazen senle yolda mola verip ilerdeki koyun sürülerine bakardık.. ben bir sigara yakar ve sana, kızım bunları ham yapalım mı derdim.. o zaman hav değil havhavhav derdin... bilirdim sende kuzu dişlemeyi pek severdin..

günler gerçekten çabuk ve hızlı geçti..

8 mayısta hastalığın nüksettiğinde sarsılmadım desem yalan olur.. ama bir şey kondurmadım.. kondurmak istemedim...

hem senle neleri atlatmamıştık ki.. neler nelerden en ufak zarar görmeden kurtulmamış mıydık?

bu hastalığı daha öncede yaşamıştık.. atlatırdık.. kuvvetliydin biliyordum.. moralin düzgündü.. balık gibiydi etin.. öyle kolayca ele avuca gelmezdi.. hatta öyle ki bazen ben, sana göz koyar.. lemn nası kilolusun kuzu olmuşun.. bi ısırıyım derdim.. hiç hoşlanmazdın.. ama ben yinede bir yolunu bulur seni mutlaka ısırırdım.. yuvarlana yuvarlana oynardık..

yaşama öyle bağlıydın ki.. hiçbir şey moralini ve duruşunu bozamazdı..

ama bu hastalık.. lanet olası.. senide beni de bitirdi...

21 mayısta sana pastırma aldım.. bildiğim en etkili iştah açıcı oydu.. mutlaka yersin diye düşünmüştüm.. ama yemedin.. yiyemedin.. o kadar zayıflamıştın ki 8-10 günde nasıl bu hale geldiğini anlayamıyordum..

ve ben o akşam ilk defa senin misafir olduğunu içimde hissettim.. gecenin ilerleyen saatlerinde sen uyurken gelip sana baktım… nefesin düzensizdi, rahat değildin, eskisi gibi rüya görmüyordun.. benim ayak sesime her zaman uyanır, ayağa kalkar sevinçle zıplardın.. sana baktım gözlerim doldu ama ağlamaktan korktum.. kimbilir belki de hıçkırığımla seni uyandırmak istemedim.. bilmiyorum..

29 mayısta istanbul dönüşü seninle biraz şakalaştık.. aslında ayakta durmaya bile mecalin yoktu.. biliyorum.. ama sen yinede kapının kenarında durup öyle uzun uzun bana baktın.. bense çıkarken senin hareket edip de yorulmanı istemedim, aceleyle arkamdan kapıyı kapadım.. o anın, seni son defa ayakta görüşüm olduğunu nerden bilebilirdim..

ve 1 haziran günü sen vedalaşmadan bizden ayrıldın..

o gün akşamüzeri ben işyerinde günlük rutin ile uğraşırken senin son nefesini verdiğini bilemezdim.. aklımın ucundan bile geçmezdi..

annem aradığında şimdi hatırlamam bile mümkün olmayan saçma sapan bir işle uğraşıyordum..

her şeyi bırakıp hemen koştum..

ankara, istanbul gibi değil, mesafelerin çabucak alınabildiği bir şehir.. burada herkes ve herşey birbirine öyle yakın ki.. dakikalarla ölçülecek kadar..

ve sen..

bu defa beni kapıda karşılayamadın… ne ayak sesimde.. ne merdiven çıkmış sık nefesimde.. orada değildin.. halbuki sen daha ben gelmeden arabanın sesinden bile tanır, cama yada balkona çıkar.. o meşhur selamını verirdin..

ama bu kez değil..

kapıdan girerken o nerede diye sordum anneme.. ve gözüyaşlı annem ağzını bile açamadan seni gördüm..

öylece yatıyordun salonun girişinde.. her zamanki gibi sereserpe.. aslında uyur gibiydin de.. ama uyumuyordun.. biliyordum..

yanına geldim ve sana baktım nefesimi tutarak..

ağzından kan gelmişti.. sanırım bir bardak dolusu kadar vardı..

annemin özenle cilalı tutuğu ve senin patilerinden korumaya çalıştığı parkeye doğru genişleyerek yayılmıştı...

çok zor bir andı..

dizlerimin üzerine çöktüm ve elimi göğsüne koydum.. tenin hala sıcaktı..

ölmüş olamazdın.. şöyle bir iki defa sarstım seni hadi kızım diye.. başını, gıdını okşadım.. kulaklarını, yanağını, boynunu öptüm.. öyle güzeldin ve öyle sıcacıktın ki..

annem ve ben çaresiz gözyaşlarımızla seni ıslattık.. gitmiştin ve bizim yapabileceğimiz hiçbir şey yoktu..

bizi çok ağlattın..

evet emanettin ve biz bunu ilk günden sessizce kabul etmiştik.. ama böyle olabileceğini de bilmiyorduk.. bilseydik inan seninle hiç tanışmazdık...

elveda kuzucum.. biz seni çok sevdik.. her neredeysen bize hakkını helal et..

Sponsorlar

Gelen Cevaplar

28 Nisan 2011 02:57
ipkkk
ipkkk
ares
4 yaşında
erkek

Gerçekten çok duygulu bi mektup olmuş.
Benimde aklıma geliyo bazen gerçekten çok zor.O gün hiç gelmesin istiyorum.

Alıntı Yaparak Cevapla

28 Nisan 2011 09:35
golgetpz
golgetp...
gölge
5 yaşında
erkek

gerçekten onların dostluğu hiçbir şeye değişilmez..müthiş derecede,buram buram sevgi kokan,özlem duyulan ve duygu yüklü bir aşk bu...allah hepimize ve küçük dostlarına uzun ömürler versin...

Alıntı Yaparak Cevapla

28 Nisan 2011 10:38
08 Ağustos 2011 00:53
eraypasa
eraypas...
paşa
5 yaşında
erkek

şu an bu satırları yazarken ağlıyorum bi yandan..dayanlmaz galiba o an nasıl dayanacam bilemiyorum.....

Alıntı Yaparak Cevapla

©2005-2014 Petarkadaş (farscape, 23.0.065)

Petarkadaş Hakkında - Petarkadaş Yöneticileri - Topluluk Kuralları - Yasal Konular - İletişim