

|
bir yudum mavi gecesin yatağimda ve bir papatya yildiz; sakin sönme! sakin gitme uzaklara... isiksizliğim, üsümüslüğüm tuttu bir kez; bir kez de yalnizliğim... seni sardim çiçekli çarsaflara... haydi konus! haydi dokun bana! ... ağlamak üzereyim ama... bir yudum mavi gecesin yatağimda ve bir hercai ay; sakin çikma! sakin bakma disariya... kiskançliğim, seni sevmisliğim tuttu bir kez; bir kez de hirçinliğim... açilan kapilara inat, seni kapattim odalara... haydi konus! haydi dokun bana! ... ağlamak üzereyim ama... 2009, 00:17 |
|
Sevgileri yarınlara bıraktınız Çekingen, tutuk, saygılı. Bütün yakınlarınız Sizi yanlış tanıdı. Bitmeyen işler yüzünden (Siz böyle olsun istemezdiniz.) Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi Kalbinizi dolduran duygular Kalbinizde kaldı. Siz geniş zamanlar umuyordunuz, Çirkindi dar zamanlarda bir sevgiyi söylemek. Yılların telaşlarda bu kadar çabuk Geçeceği aklınıza gelmezdi. Gizli bahçenizde Açan çiçekler vardı, Gecelerde ve yalnız. Vermeye az buldunuz Yahut vakit olmadı. Saygılar 2009, 12:27 |
|
Bugünlerde herkes gitmek istiyor. Küçük bir sahil kasabasına, bir baska ülkeye, daglara, uzaklara... Hayatindan memnun olan yok. Kiminle konussam ayni sey... Her seyi, herkesi birakip gitme istegi. Öyle “yanına almak istedigi üç sey” falan yok. Bir kendisi. Bu yeter zaten. Her seyi, herkesi götürdün demektir. Keske kendini birakip gidebilse insan. Ama olmuyor. Hadi kendimize raziyiz diyelim, öteki de olmuyor, yani her seyi yüzüstü birakmak göze alinamiyor. Böyle gidiyor iste. Bir yanım “kalk gidelim”, öbür yanım “otur” diyor. “Otur” diyen kazaniyor. O yan kalabalik zira. is, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu... En kötüsü alışkanlık... alışkanlıkların verdigi rahatlık, monotonlugun dogurdugu bikkinlige yeniliyor. Kalıyoruz. Kuş olup uçmak isterken agaç olup kök salıyoruz. Evlenmeler... Bir çocuk daha dogurmalar... Borçlara girmeler... Bir köpek bile bizi uçmaktan alikoyabiliyor. Misal, ben... Kapıdaki Rex'i birakip gidemiyorum. Degil bu sehirden gitmek, iki sokak öteye taşınamıyorum. Alıp götürsem gelmez ki... Bütün sokagin köpegi oldugunun farkında. Herkes onu, o herkesi seviyor. Hangi birimizle gitsin? “Sirtinda yumurta küfesi olmak” diye bir deyim vardir; evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin. Kendi imalatımız küfeler. Ama egreti de yasanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira. Ölüme inat tutunmak lazım. inadına kök salmak lazım. Bari ufak kaçislar yapabilsek. Var tabii yapanlar. Ama az. Sadece kaymak tabakasi. Hepimiz kaçabilsek... Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa. Gün içinde mesela... Küçücük gitmeler yapabilsek. Ne mümkün. Sabah 09.00, aksam 18.00. Sonra baska mecburiyetler. Sikisip kaldik. Sirf yeme, içme, barinmani;n bedeli bu kadar agir olmamali. Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz. Bir ömür karsiligi; bir ömür yani. Ne saçma. Bahar midir bizi bu hale getiren? Galiba. Ben her bahar asik olmam ama her bahar gitmek isterim. Gittigim olmadi hiç. Ama olsun... istemek de güzel. 2009, 23:35 |
©2005-2011 PetArkadaş (farscape, 7.0.018)